Üniversite arkadaşlıklarımı düşünüyorum da ne kadar kolay
harcamışım onları. Geçirilen zamanlar her ne kadar benim için önemli olsa da
bir şekilde kolayca çıkarabilmişim hayatımdan. Şaşırıyorum kendime. Geri dönüp
bakıyorum acaba hak ettiler mi diye. Cevabım kesinlikle evet! Hoş ben kimsem duyan da Monaco prensesiyim de vakit geçirmeye adam seçiyorum sancak. Değer
verilecek birisi miyim tartışılır ama ben hep değer verdim sevdiklerime.
Arkadaşlıklar konusunda biraz safım sanırım. Yani üniversiteye gelene kadar
kendimi insan sarrafı zannederdim. Çocuk aklı işte… Meğer kurdu kuzu, tilkiyi
kedi sanıyormuşum. Mesela üniversitenin ilk 3 yılında bir arkadaşım vardı
yediğim içtiğim beraber olan. Öyle ki bu arkadaşlık sürse günün birinde sıçmaya
da birlikte gidebilirdik o derece yani. Kısaca ona Sarı diyeyim. Ne yalan
söyleyeyim 3 yıl boyunca kızın iyi
gününde de kötü gününde de hep yanındaydım. Sesi biraz çıkmazdı, vur kafasına
al ekmeğini cinsinden bir şeydi. Hep korudum hep savundum. Ne kadar salakmışım
diyorum bazen. Kendimdeki bu huya sinir oluyorum açıkçası. Kız savunamıyorsa
bırak savunamasın kendini sana mı düştü milletin davası. Bırak ne yapıyorlarsa
yapsınlar. Ama yok illa burnumu sokcam, hemen kabarıcak arkadaşlarını kollayan
damarım. Neyse işte biz bununla çok iyiyiz çok hoşuz falan günün birinde bu
Sarı’dan öyle bir kazık yedim ki anam anam hala aklıma geldikçe sinirden
ağlarım. O zamanlar kimseye güvenme, kimseye anlatma bir şeyini deyip durdum
kendime. Bir süre takıldım kendi çapımda. Baktım olacak gibi değil Sarı’yı
görmeye tahammülüm bile yok düşündüm taşındım başka yurda geçmeye karar verdim.
Önce bunu o yurtta en güvendiğim kişiye söyleyeyim dedim. Yeri gelmişken
kendisini çok severim oy benim canım. Aldım karşıma böyle böyle ben gidiyorum
diye bir konuştum. Karşımda o kadar yoğun duygular vardı ki hiç ağlayasım
yokken bana bir ağlama geldi anlatamam. Sayılıdır zaten böyle anlar hayatımda.
Ortada bir şey yokken karşımdakinin duyguları çok baskınsa ağlarım ya da
gözlerim dolar. Ben ağlayınca o da ağladı. Azcık ‘gitme ne olur biz sensiz ne
yaparız, mahvoluruz, ölürüz, biteriz, dön kararından bak yemeden içmeden
kesiliriz sensiz’ falan dese ‘ay canım yeaaa tamam gitmiyorum Sarı sizin
köpeğiniz olsun’ deyip boynuna sarılcam. Ama yok. Onun yerine bana dedi ki ‘gitmeni
hiç istemem ama kendini kötü hissediyorsan git, nasılsa bizim arkadaşlığımız
bozulmayacak.’ Evet söylediği mantıklıydı. Nitekim bozulmadı da arkadaşlığımız
maşallahhh. Sonra o sıra ne oldu ne bitti hatırlamıyorum ben gitmekten
vazgeçtim. Odada bir gerginlik, sinirli bir hava. Bir de lanet olsun kavga
ettiğim insanla uğraşmasını çok severim. Sürekli laf sokarım falan. Gerçi şu an
çocukça geliyor da o zamanlar eğlenceliydi. Ben paso laf sokuyorum bir şey dese
de kavga çıkartsam diye. Iı ııh kız kıpkırmızı oluyor ama gıkı çıkmıyor. Öööff dedim
bundan bana iş çıkmayacak, bıraktım sonra laf sokmayı. Rahatlamıştır herhalde
kız.Bir de dilim fena.
Sevmiyorum bu özelliğimi ama napayım Allah da beni böyle yaratmış. Sarı ile
olan en son muhabbetim helallik isteme mevzusuydu. Yüzsüz yahu gelmiş benden
helallik istiyor. Neymiş birlikte geçen yıllar hatrına hakkımı ona helal
edebilir miymişim. Bak sen çok kurnaz gördüm seni. Kuzu görünümlü çakal seni.
Ona attığım mesaj aynen şu ‘ üç yıl boyunca sana tek bir hakkım geçmiş olsa
dahi o hakkı sana helal etmiyorum Sarı.’ Mesajın sonuna nokta da koydum ki
etkisi daha fazla olsun :p Tabii ki o mesajdan sonra hiçbir şey
diyemedi, diyemez. Yine de onun için iyi bir hayat diliyorum, umarım mutlu
olur. Sonuçta ortada güzel anılar da var…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Nasılmış?