1 Ağustos 2012 Çarşamba

Üniversite arkadaşlıkları..


Üniversite arkadaşlıklarımı düşünüyorum da ne kadar kolay harcamışım onları. Geçirilen zamanlar her ne kadar benim için önemli olsa da bir şekilde kolayca çıkarabilmişim hayatımdan. Şaşırıyorum kendime. Geri dönüp bakıyorum acaba hak ettiler mi diye. Cevabım kesinlikle evet! Hoş ben kimsem duyan da Monaco prensesiyim de vakit geçirmeye adam seçiyorum sancak. Değer verilecek birisi miyim tartışılır ama ben hep değer verdim sevdiklerime. Arkadaşlıklar konusunda biraz safım sanırım. Yani üniversiteye gelene kadar kendimi insan sarrafı zannederdim. Çocuk aklı işte… Meğer kurdu kuzu, tilkiyi kedi sanıyormuşum. Mesela üniversitenin ilk 3 yılında bir arkadaşım vardı yediğim içtiğim beraber olan. Öyle ki bu arkadaşlık sürse günün birinde sıçmaya da birlikte gidebilirdik o derece yani. Kısaca ona Sarı diyeyim. Ne yalan söyleyeyim  3 yıl boyunca kızın iyi gününde de kötü gününde de hep yanındaydım. Sesi biraz çıkmazdı, vur kafasına al ekmeğini cinsinden bir şeydi. Hep korudum hep savundum. Ne kadar salakmışım diyorum bazen. Kendimdeki bu huya sinir oluyorum açıkçası. Kız savunamıyorsa bırak savunamasın kendini sana mı düştü milletin davası. Bırak ne yapıyorlarsa yapsınlar. Ama yok illa burnumu sokcam, hemen kabarıcak arkadaşlarını kollayan damarım. Neyse işte biz bununla çok iyiyiz çok hoşuz falan günün birinde bu Sarı’dan öyle bir kazık yedim ki anam anam hala aklıma geldikçe sinirden ağlarım. O zamanlar kimseye güvenme, kimseye anlatma bir şeyini deyip durdum kendime. Bir süre takıldım kendi çapımda. Baktım olacak gibi değil Sarı’yı görmeye tahammülüm bile yok düşündüm taşındım başka yurda geçmeye karar verdim. Önce bunu o yurtta en güvendiğim kişiye söyleyeyim dedim. Yeri gelmişken kendisini çok severim oy benim canım. Aldım karşıma böyle böyle ben gidiyorum diye bir konuştum. Karşımda o kadar yoğun duygular vardı ki hiç ağlayasım yokken bana bir ağlama geldi anlatamam. Sayılıdır zaten böyle anlar hayatımda. Ortada bir şey yokken karşımdakinin duyguları çok baskınsa ağlarım ya da gözlerim dolar. Ben ağlayınca o da ağladı. Azcık ‘gitme ne olur biz sensiz ne yaparız, mahvoluruz, ölürüz, biteriz, dön kararından bak yemeden içmeden kesiliriz sensiz’ falan dese ‘ay canım yeaaa tamam gitmiyorum Sarı sizin köpeğiniz olsun’ deyip boynuna sarılcam. Ama yok. Onun yerine bana dedi ki ‘gitmeni hiç istemem ama kendini kötü hissediyorsan git, nasılsa bizim arkadaşlığımız bozulmayacak.’ Evet söylediği mantıklıydı. Nitekim bozulmadı da arkadaşlığımız maşallahhh. Sonra o sıra ne oldu ne bitti hatırlamıyorum ben gitmekten vazgeçtim. Odada bir gerginlik, sinirli bir hava. Bir de lanet olsun kavga ettiğim insanla uğraşmasını çok severim. Sürekli laf sokarım falan. Gerçi şu an çocukça geliyor da o zamanlar eğlenceliydi. Ben paso laf sokuyorum bir şey dese de kavga çıkartsam diye. Iı ııh kız kıpkırmızı oluyor ama gıkı çıkmıyor. Öööff dedim bundan bana iş çıkmayacak, bıraktım sonra laf sokmayı. Rahatlamıştır herhalde kız.Bir de dilim fena. Sevmiyorum bu özelliğimi ama napayım Allah da beni böyle yaratmış. Sarı ile olan en son muhabbetim helallik isteme mevzusuydu. Yüzsüz yahu gelmiş benden helallik istiyor. Neymiş birlikte geçen yıllar hatrına hakkımı ona helal edebilir miymişim. Bak sen çok kurnaz gördüm seni. Kuzu görünümlü çakal seni. Ona attığım mesaj aynen şu ‘ üç yıl boyunca sana tek bir hakkım geçmiş olsa dahi o hakkı sana helal etmiyorum Sarı.’ Mesajın sonuna nokta da koydum ki etkisi daha fazla olsun  :p  Tabii ki o mesajdan sonra hiçbir şey diyemedi, diyemez. Yine de onun için iyi bir hayat diliyorum, umarım mutlu olur. Sonuçta ortada güzel anılar da var…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nasılmış?